İSKİLİP BELEDİYE SEÇİMLERİ NEYİ ANLATIYOR?
Size pislik atan herkes; düşmanınız değildir.
1950 yılından bu yana her dönemde genel seçimde muhafazakar merkez sağ partilere en yüksek oyu veren İskilip son üç seçimde yaptığını 2009 yerel seçiminde göstermedi. 3 Kasım 2002, 28 Mart 2004, 22 Temmuz 2007 ve referandum oylamalarında bölgesel olarak da yani Bayat, Uğurludağ, Oğuzlar gibi kendisinden ayrılıp ilçe olan yerlerde de en yüksek oyu vermişti. AK Parti bu seçimlerde Çorum’da en yüksek oyu %60’lı rakamlar olarak İskilip’ten almıştı.
1950 yılından bu yana İskilip’te ilk defa muhafazakar merkez sağ bir parti iki defa belediye seçimini kazandı. 2004 ve 2009 olmak üzere…
1950 yılında belediye başkanlığını kazanan Demokrat Parti başkanını Cevat KÖSTEKÇİ ’yi meclise gönderince bağımsız bir adayı Ziya ŞENSES ’i belediye başkanı seçmiştir.
1963 yılında AP belediye seçimini kazanmış ama seçilen başkan Mehmet ÇAĞIL ’ın 5 ay sonra istifa etmesinden sonra AP 1968 meclisinde hakim olduğu halde başkan seçememiş bağımsız bir aday seçilmiştir.
AP; 1980 yılına kadar belediye başkanı seçememiş, 1973 başkanı da bağımsız, belediye meclisi CHP, 1977 başkanı yine AP kökenli ama bağımsız olarak belediye meclisi AP ağırlıklı olmuştur. 1977 seçilen Hilmi GENÇ’in AP’ den seçildiği zannedilmektedir ama bu kanaat yanlıştır. 1968, 1973 ve 1977 seçimlerinde AP aday göstermiş ve ciddi oylar almış olmasına rağmen belediye başkanını seçememiştir.
1970’li yılların ve 1990 yılların koalisyon dönemleri olması adayın önemini daha da artırmıştır.
İskilip iktidar partisini tercih eden bir sosyo-psikolojik seçmen anlayışına sahiptir. Çünkü devlete bağımlı bir geçim hayatı ağırlıklıdır.
1984’de seçilen başkan 1989’da aday gösterilmeyince parti değiştirip IDP’ye geçmiş, kazandığında iktidar partisine geçeceği propagandası ile gene kazanmıştır. Mecliste ise DYP hakimdir. Belediye gücü ve sandık hakimiyeti; sonucu belirlemiştir.
MHP zaten 1994’de iktidar partisine mensup değildi. 1999 seçimi bu açıdan tekerrür olmamıştır. 2004 ve adayı değiştirerek girdiği 2009 seçimleri; İskilip’te bu açıdan bir ilktir. Ve ciddi bir kırılma noktasıdır.AK PArti, ANAP ve MHP belediye ve il genel meclisi meclis üyelerinden hiçbiri yoktur. Tek istisna; il genel meclis üyeliğine İskilip tarihinde 2. kere seçilen Yaşar AĞZIKARA ’dır.
En yüksek oy oranına sahip İskilip Tosya arasındaki dağ köyleri daima 3. sıra adaylığına yer verilmesini ANAP veya 2004 yılında CHP’ye oy vererek protesto etmişlerdir.
İl genel meclis üyeliğinde İskilip oy realitesi aslında ilçe merkezi adayının 1., dağ köylerinden birisinin 1. veya en fazla 2. sıra, ova köylerinin de 3. sıra olması gerektiği oy istatistiklerine bakınca rahatça görülebilecek bir husustu. Merkez iktidar partileri yukarı kesimlerde 2009 yılına kadar daima yüksek oranda oy çıkan bölgelerdir.
Köyden şehre göç dolayısı ile gelecek 10-15 sene sonra bu tür değerlendirmelere ihtiyaç duyulmayacak çünkü yukarı kesimdeki nüfus eriyecektir.
2009 seçimlerinde yerelde AK Parti %43, il genel seçiminde %49 civarında oy aldı. AK Partiden belediye başkanı aday adayı olup kabul edilmeyen eski belediye başkanlarından Mustafa ÇALIK ’ın ANAP’tan aday olması üzerine %10’luk oyun AK Partiden gittiği anlaşılmaktadır. Çalık ya da Hasan ÇORUMLU hükümetten yana, kazanırsa AK Partiye geçeceği iddiaları ile seçime girmiştir.
1989 seçimindeki taktik bu sefer tutmamıştır. Bu taktikler ancak gücü elinizde tuttuğunuz zaman işe yaramaktadır ve Çalık grubu bu seçimde belediye gücünden mahrumdu. Hatta MHP’li aday LOKUM bu gücüne rağmen 2004’de seçimi İskilip’te kaybetmiştir. Dönemdeki AK Parti rüzgarını buna mazeret olarak ileri sürmek yanlıştır çünkü bu rüzgar ALACA ’da da vardı, üstelik milletvekili dezavantajına rağmen Fuat İSTANBULLU seçimi kazanabilmişti…
Yine CHP, SP, DP gibi partiler de kendi adaylarını çıkartmışlar, geçmiş seçimlerde en büyük partide toplanan oyların yerlerine gitmesi, iktidar bloğunun çatlaması seçimi açık farkla kazansa da %43 gibi 2004’e göre %15’lik düşüşün yaşandığı bir sonucun ortaya çıkışında etkin olmuş görünüyor.
Yani bu kadar çok sayıda parti ve aday olmasaydı, adaylık süreci kötü yönetilmeseydi, teşkilat disiplini dayanışması ortaya konulabilseydi belediyeye karşı yöneltilen tenkit kampanyalarına, olumsuz psikolojik atmosfere rağmen AK Parti 2004 ve 2002 yıllarındaki başarısını tekrarlayacakmış gibi gözüküyor. AK Partili meclis üyeleri ve teşkilat yapısı, belediye başkanının 190 civarındaki personel azaltması, esnaf ve kiracılara yönelik uygulamaları, kaldırım yasağı, halkla iletişimdeki aksamalar da bir diğer yön…
%43’ün ortaya çıkışında aday belirleme sürecinin kötü yönetilmesi, çok sayıda adayın ortaya çıkışı ve küskünler grubunun oluşumu, teşkilatın son derece zayıf olması ciddi etkendir. Seçim günü 300 oy alan CHP teşkilatı bile 5500 oy alan AK Parti teşkilatından daha fazla bir performansa sahip olabilmiştir. Sandık başındaki ve çevresindeki müşahitlerin gayretlerinin ise AK Partiye gidebilecek yaklaşık 500 civarındaki oyun başka partilere (genelde MHP’ye) gidişine veya zayi olmasına sebep olduğu sandıkları takip edenlerce söylenen bir gerçektir.
Sandık başında her parti vardı AK Partililer hariç… Tayip beyin imajı, karizması, hatırı ve bazı belediye uygulamalarının samimiyeti, derinliği, yetersiz olsa da güven verici tavırları, muhalefetin basiretsizliği, vizyonsuzluğu, itici tavırları, vicdanları rahatsız edecek duruşları AK Partiye rahat bir seçim kazandırmıştır. Bu muhalif duruşlar ve tavırlarla tekrar seçim almanın AK Parti için İskilip’te zor sayılmayacağı anlaşılmış olmalıydı…
Seçimin sadece çok çalışarak, kapı kapı dolaşıp oy isteyerek, sandık operasyonları ile vs… kazanılmadığı, duruşların ve imajların da ne kadar etkili olduğu açıktır. Öyle olsaydı MHP İskilip’te en az 8000-9000 oy alırdı…
İskilip halkının oy verme saiki tecrübeli MHP’li ve diğer bazı tecrübeli eski siyasetçiler tarafından yeterince değerlendirilememektedir. İskilip halkını Orhan ÖZTÜRK ’ten 5 kat daha fazla tanıyanlar onun beşte biri kadar anlayamamışlardır maalesef... Tanımak başka anlamak başkadır. Orhan ÖZTÜRK idarecilik, yurt dışı ve deprem tecrübesi oy kaybettireceğine kesin gözle bakılan uygulamalarının aslında zannedildiği kadar oy kaybına yol açmadığını sandıklar açılınca görebildiler. Yeni başkan adayı Numan SEZER ’in mesleği, özgeçmişi ve bazı rakiplerinin tersine seviyeli seçim stratejisi, Tayip Beyin sevgisinin sonuca olan etkisi özellikle ele alınmaya muhtaç ayrı bir konudur.
Karalamalar, dedikodular vs… seçmen nezdinde aşırı ilgi görmekte ama bunun oya etkisinin ne olduğu ise hiç değerlendirilmemektedir.
İskilip halkı organizeli bir psikolojik baskıya tabi tutulmuş, olumsuzluklar üzülerek değil sevinerek dillendirilmiş, seçmen bilinci ve vicdanı rahatsız edilmiştir.Bu hususta daha ilginç durumlar söz konusudur.
AK Partinin karşısındaki en büyük rakip parti MHP’nin adayı 10 yıl belediye başkanlığı yapan Mehmet LOKUM oylarını muhafaza etmiş, karşısındaki blokta ortaya çıkan parçalanmaya rağmen 3. ve 4. seçimini de kaybetmiştir. Beşinci bir seçime şimdiden hazırlanmak zorundadır çünkü 4000 civarındaki partisinin gücünü aşan kişisel oy kendisini asla rahat bırakmayacaktır ; kazanamayacağını açıkça görse dahi…
MHP; oylarındaki kemikleşmiş bu yapıya göre her seçimin favorisi zannedilebilir ama toplam 12.000 oyun her halükarda üçte birini oluşturan bu oy gelecekte de seçim kazanmaya yetmeyecektir. Çünkü MHP’nin dışındaki partilerde toplanacak yoğunlaşacak üçte ikilik oyun bir yere akacağı ortada iken, sonuçta üçte birlik blok oyuna rağmen gelecekte de MHP adayının seçim kazanması mümkün olmayacaktır.
Peki İskilip’te MHP’nin bu blok oy gücü dolayısı ile seçim kazanma şansı nedir?
Seçmen psikolojisi ve İskilip halkının yapısı dolayısı ile bugünkü İskilip MHP kadrolarının profili, siyaset anlayışları ile seçim kazanmalarının mümkün olmadığı, seçmen üzerinde daima bir tereddüt uyandırdığı, güven telkin etmeyen yani gücü eline geçirdiğinde nasıl kullanacağı konusunda ürkekliği sergilediği müddetçe kazanmasının zor olduğu görülmektedir.
Seçmen; hizmet, adalet ve eşitlik kavramları üzerinde oy vermektedir. Her türlü manipülasyon, organizasyon bu noktayı pas geçtiğinde şaşırtıcı şekilde işe yaramaz hale dönüşmektedir.
Geçmiş İskilip MHP’li kadro ve siyasetçilerinin uygulamaları İskilip halkında halen endişe kaynağı olarak algılanmaktadır. Mehmet LOKUM’ un kişisel duruşu zannedilenin aksine böyle bir endişeye yol açacak argümanlarla algılanmaktadır. Yani adil, eşit uygulamalar açısından güven vermemekte, açık görülen yanlışlıklara karşı dik duruş sergileyemeyecek yapısı kendisine oy verilmesini engellemektedir.
İskilip halkının partiler ve kişiler bazında sergilenen kabadayıca tavırlara makul bir karşı duruş sergilediği, siyasette bu tür davranışları benimsemediği ortada iken ANAP ve MHP gibi partilerin mevcut yöneticilerinin anlayışları değişmediği müddetçe seçim kazanmalarının mümkün olmayacağı aslında ortadaydı. MHP ilçe merkezinin bitişik yan kapısı olan Saadet Partisi ilçe merkezi kapısı önünde partili gençlerden oluşturulan etten duvar giriş çıkışı bloke edince bu partiye gidebilecek 600-800 oyun tepki olarak AK Partiye yönelmesine sebep olmuştur. Bu ve bunun gibi diğer tavırları siyasetten anlayan kişilerin görememesi ciddi bir basiretsizliktir.
Gelecekte 12-13.000 seçmen %60-70 oranında MHP dışındaki partilerde yerini alacaktır. MHP’nin İskilip’te seçim kazanması İskilip halkına tavır ve duruşları ile güven telkin etmesine, boy boylamasına soy soylamasına bağlıdır.
Anlayış ve kadro değişikliği şarttır.
Ancak bunun görüleceğine dair kişisel kanaatimi sorarsanız cevabım maalesef imkansız değil ama zordur şeklindedir. Geniş tüketici kesimleri ve kenar mahalle halkının menfaatlerinin daima merkezde yer olan esnaf başta olmak üzere eşraf kesiminin menfaatlerine kurban edilmesi uygulamaları merkeze dayalı partileri sandığa gömmeye devam edecektir. Populist anlayışlar hizmet verilmesine engel olmakta, adalet ve eşitlik kavramları parti anlayışları veya ideolojik yaklaşımlara feda edilebilmektedir. Belediye dışı kurumların rantı partisel mülahazalarla kullanılmıştır. Hastaneye temizlik işçisi alım uygulamaları bunun acı hatıralarıdır.
MHP anlayışı BBP anlayışı ve duruşuna giderek daha muhtaçtır. Ülkücülük denince akla gelen bütün duygu, düşünce ve tavırların, duruşların MHP içinden tedricen elimine edilerek aslında BBP bünyesinde kendine yer bulduğunu, temsil edildiğini Muhsin YAZIOĞLU vefatı ile yeni yeni anlıyoruz. Burada titre dön esprisinin muhatabı MHP yönetici kadrolarıdır dersek yanılmış olmayız. Ortada 20-30 yıl öncesinin MHP’si yok gibidir. Aslında 25 yıl öncesinin ANAP’ı, 30 yıl öncesinin AP ’si olmadığı gibi…