1960’lı yıllarda Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan subaylar ve Harbiye öğrencileri arasında yapılan bir ankette “Sizleri en fazla etkileyen kitap nedir?” sorusuna ilk cevap daima Piyotry Grigoroviç’in yazdığı “Beyaz Zambaklar Ülkesi” adındaki kitap çıkmıştı. Bu kitap bugün gelişmiş bir İskandinav ülkesi olan Fillandiya’nın sefalet ve yoksulluktan nasıl medeni ve ileri bir batı ülkesine çıktığını anlatmaktadır. Snelman adındaki bir rahibin öncülüğünde kaba, cahil ve nobran bir millet eğitim yoluyla toptan kalkınmıştır. Bu gün nasıl bir durumda olduğunu hepimiz biliyor ve görüyoruz. Bir insanın tek başına koca bir millet ve ülkeyi nasıl kalkındırdığına tanık olurken bizlerin içine doğduğu, büyüdüğü ve bir ömrünü verdiği İskilip kazamızı dönüştürmek ve değiştirmek bu kadar mı zor acaba?
Uzun yıllardır Ramazan ayını idrak edemediğim memleketime gelip etrafı şöyle kolaçan ettiğimde aklıma hep bu fikirler geldi. Kanı çekilmiş bir vücut gibi hareketsiz ve cansız bir şekilde ölümü bekleyen bir kaza buldum ben. Bu imparatorluk şehrinin kaderi böyle mi olmalıydı.? İlim ve irfanın yükseldiği şirin kazamız artık kendisine yapılacak her türlü yardımı ve destekleri de kabul edemeyecek kadar bitkin ve yorgun düşmüş bir hasta gibi geldi bana. Bu çaresizliği seyretmek bizim için bir kader olmamalı. Bu kötü gidişte bizlerinde –özellikle şahsım olarak benim de- bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Koskoca bir ülkeyi bir insanın nerelere getirdiğini yazımın başında anlatmıştım. Etrafta kimse kalmasa bile bu şehrin sevdalısı olarak onun layık olduğu yerlere gelmesi için ne yapılacağını ben düşündüm mü acaba? Beynime hücum eden bu karmaşık soruların cevaplarını bulmak için uzun zamandan beridir, şehrin önde gelen zevatına ve yaralı gönüllerine yazılar yazıyordum ama gerekli cevapları almıyordum. Yer yer içimde bir kırgınlık olsa bile, Hallac-ı Mansur gibi atılan her taşa gülümsemeyle bir karşılık olması kabilinden bundan sonra bu köşeden sizlere yaralı bir kalpten gelen duyguları ve düşünceleri duyurmaya çalışacağım.
Hiçbir şeyin geç olduğuna inanmıyorum. Hala gidenin bir daha gelmediği bu şehre yapılacak pek çok şey vardır. Bu fikirleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir karınca tevazusu ve sadeliği içinde İskilip için neler yapılabilir bunları bu köşeden sizinle paylaşacağım. Selam ve hürmetler efendim.
Muammer GÖÇMEN