İskilipli Atıf Hoca nın kuvayı milliye hareketine karşı gelmesi tamamen yalan ve provokosyondur.
Atıf hoca çağdaş muasır mediniyeti çok iyi bilen ve ilmi hayatını da milletin muasır medeniyete kavuşmasına serdetmiş bir üniversite hocasıdır. Cumhuriyet rejimini de desteklemiş bir din aydınıdır.
Fakat ne hazindir ki rejimin şapka inkilabından önce hazırlanmış ve zamanın maarif vekaletinden izin alınarak yayınlanan frenk mukallitliği ve şapka kitabından dolayı rejim muhalifi konumuna sokmuştur Atıf Hocayı. Ülke genelinde rejime muhalif bir takım islama zarar veren yobazların provokosyonu neticesinde mümtaz şahsiyet din alimi Atıf Hoca haksız yere bedel ödemiştir.
Bugün Hulki Cevizoğlu'nun istiklal mahkemesinin hukuka aykırı bu kararını onaylama adına iftira va o günkü hukuki mesnetten uzak delilleri sanki geçrk gibi sunam gayretinin altında acaba ne yatmaktadır?
Atıf Hoca'yı RAHAT BIRAK!
28 Kasım 2008 Cuma 11:16
Hulki Cevizoğlu, bugün kaleme aldığı yazısında İskilipli Atıf Hoca hakkında asıldız iddilarda bulundu.
Hulki Cevizoğlu, şapka kanununa muhalefet ettiği gerekçesi ile idam edilen İslam Âlimi İskilipli Atıf Hoca hakkında asılsız iddialarda bulundu.
Atıf Hocayı, “Başkaları niçin idam edilmedi öyleyse?.. Bunlar 83 yıldır tartışılıyor ve propagandası yapılıyor. Karşı devrimciler, buradan gedik açarak Atatürk’ü tümüyle yok etme peşindeler” sözleriyle sanki karanlık işlere bulaşmış gibi göstermeye çalıştı.
Cevioğlu, bununla da yetinmeyip İskilipli Atıf hoca’ya ait olduğunu iddia ettiği ““Ey ahali! Ankara ihtilal içindedir. Mustafa Kemal Paşa üç yerinden yaralanmış biçimde doktorlar elindedir. İsmet Paşa ortadan kaldırılmıştır. Dindar paşalarımız hükümeti ellerine geçirmişler, şeriatı kurmak üzeredirler.Korkacak bir şey kalmamıştır.” sözlerle Atıf Hoca hakkında mesnetsiz iddialara yer verdikten sonra “İskilipli Atıf Hoca gerçekte hangi nedenle idam edildi?..” şeklindeki soru ile kafasında kurduğu senaryoyu tamamlamış.
Bilindiği gibi ünlü İslam Alimi İskilipli Atıf Hoca, şapka kanunu çıkmadan iki sene önce kaleme aldığı "Frenk Mukallitliği" kitabı yüzünden şapka kanununa muhalefet ettiği gerekçesi ile idam edilmişti.
Yazı da Mehmet Akif Ersoy’un da Şapka İnkılabından kaçmak için Mısır’a kaçtığı idia edilmiş.
O Aydın ve Dindar Bir Müderristi
İstabulda bulunduğu dönemde, özellikle Meşihat-i İslamiye olarak bilinen dönemin Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki çalışanların haklarını savunduğu için Şeyhulislam tarafından Bodrum kazasına sürüldü. Osmanlı Hafiyelerinin yoğun baskılarından kurtulabilmek amacı ile sahte bir pasaport kullanarak Kırım'a gitti. Kırım'da bir süre kalan Atıf Hoca, Polonya'nın başkenti Varşova'ya kadar gitmek zorunda kaldı. İkinci Meşrutiyet ilan edilmeden kısa bir süre önce de İstanbul'a dönüş yaptı.
İstanbul'a dönüşünden itibaren dönemin İslami matbuatları olan Sebilürreşad, Beyan-ül Hak gibi gazetelerde yazılar yayınladı ve İstanbul'da tanınan simalardan birisi haline geldi. Meclis-i Mebusan seçimlerinde Çorum'dan milletvekili adayı olan İskilip Atıf Hoca, İttihatçılarının çekememezliği sebebi ile uzun süre sürgün hayatı yaşadı ve Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi ile 31 Vak'alarından ötürü de bir dönem tutuklu kaldı. Sürgünlüğünün ardından memuriyete tekrar atanan Atıf Hoca, medreselerde ders okutmaya tekrar başladı.
1919'da dönemin tanınmış İslami Şahsiyetleri ile birlikte Cemiyet-ül Müderrisun isimli cemiyetin teşekkülünde görev aldı. Müderrisler arası alakayı tesis etmek amacı ile kurulan cemiyet daha sonra ismini "Teali İslam Cemiyeti" olarak değiştirdi. Sonraları devrin diktatörlerince milli bütünlüğe düşman cemiyetler arasında sayılacak olan Teali İslam Cemiyeti, işgal sürecinde işgale sessiz kalmamış ve İstanbul'un İngilizlerce işgali karşısında halkın uyanışı için gayret göstermiş, İzmir'in işgal edilmesine de sert bir beyanname ile karşı çıkmıştı. Kuvva-i Milliye hareketinin Anadolu'da ortaya çıkmasına karşı Teali İslam Cemiyeti adına yazılan ve halkı Kuvva-i Milliye hareketine destek vermemeye davet eden bir fetva ile adı anılsa da zamanın Vakit gazetesinde fetvayı tekzib eden bir yazı yayınlamıştır. Ancak bu yalanlamanın yeterli olmadığı sonraları Cumhuriyetin etkin gücü olanların kendisine güttüğü kin ile anlaşılmıştır.
Cumhuriyet Dönemi evvelinde kaleme aldığı ve Tesettür-i Şer'i, Din-i İslam'da Men-i Müskirat gibi eserleri yoğun ilgi uyandırmış aynı serinin 1924 senesinde yayınlanan üçüncü kitabı "Frenk Mukallitliği ve Şapka" da halkın teveccühünü kazanmıştır. Söz konusu eserde, Batılı tasavvuru ve hayat anlayışını yerden yere vuran İskilipli Atıf Hocaefendi, İslam'ın şahsiyeti inşa eden bir din olduğunu ifade ederek, gayr-ı Müslimlerin hayat tarzını taklit etmenin aslında Kur'an'a ve Sünnet-i Resulullah'a zıt düşmek anlamına geldiğini belirtiyordu. Batı eksenli bir politika güden ve Türkiye'nin Batı'ya endeksleme gayretinde olan mevcut yönetime ağır bir tokat niteliği taşıyan eser "Şapka İnkilabı" ismiyle müsemma "Kılık Kıyafet Yasasının" yürürlüğe girmesinin ardından gündeme oturdu. Zira Müslüman Anadolu Halklarının yasanın öngördüğü giyinme şekillerine ve kisvelerine yönelik protestosunda bu eserin etkili olduğuna inanılıyordu. Çıkardığı yasaları ne pahasına olursa olsun uygulamayı kararlaştıran Ankara Hükümeti, Anadolu'nun bir çok ilinde kararına muhalefet edenleri idam ediyor ve kurduğu gayrı meşru mahkemelerde kendi halkına akla gelmeyen suçlamalarda bulunuyor, görülmemiş cezalara imza atıyordu. Suça kani olunmadığı hallerde yıllarca hapis cezası veriliyor, suçun en ufak bir delilin olması halinde ise mutlak idam kararı çıkarılıyor ve karar en kısa sürede adeta halka gözdağı vermek istercesine icra ediliyordu. İşte bu dönemde, İslam'ın yılmaz müdafii İskilipli Atıf Hoca'nın "Frenk Mukallitliği ve Şapka" isimli eseri yasaklanıyor, mevcut nüshalar toplatılıyor, kitap eğer bir evde bulunursa ev halkı suçlu sayılıyordu. İskilipli Atıf Hoca hakkında ilgili resmi kuruluşlar soruşturma başlatmışlardı. Oysa Hoca'nın ilgili yasa ile suçlanması oldukça saçma idi. Çünkü söz konusu kanun, İskilipli Atıf Hoca'nın kitabının yazılmasından sonra çıkartılmıştı. Dolayısıyla kanun kendinden önce işlenen fiiller için de geçerli olması hukukun genel geçer ilkelerine zıttı. Ancak, mahkemelerin hukuku değil gücü, yönetimin de insanı değil kurumu esas aldığı bir karanlık dönemde bu gerçeklerin gündeme dahi getirilmesi mümkün olmamıştı. Hulasa, zalim ve despotların eli başlatılan soruşturma Ankara'dan gelen emirle neticelendirilmiş ve İskilipli Atıf Hoca 7 Aralık 1925'te tutuklanarak Giresun'a sevkedildi. Bölge mahkemesi İskilipli Atıf Hoca hakkında beraat kararı verdi ancak Kolluk Kuvvetleri kendisini salıvermeyerek gelen emir üstüne İstanbul'a götürdüler. İstanbul'a götürülmelerine mütekaip haklarında yapılan tahkikatın ardından Atıf Hoca ve diğer tutuklular Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanmak üzere Ankara' ya sevkedildiler.