KÖMÜRE, YEŞİL KARTA KIZANLAR, DAHA ÖNCE NERELERDEYDİNİZ?
Dar gelirli baba, evde ayağı su çekip üşüyen evladına ayakkabı aldığında, evde sesi daha gür çıkan ağabey buna bozulur, isyan eder, çünkü ona göre, saçının jölesi, marka gömleği daha önceliklidir.
Bugün sosyal devlet anlayışını, eşit gelir dağılımını, bir parça olsun gerçekleştirmeye çalışan hükümeti, tuzu kuru olanların oy avcılığı yapıyorsun diye suçlayıp, efelenmelerinin sebebi işte bu anlayıştır. Üşüyenlere neden kömür veriyorsun, işi olmayana neden aş veriyorsun, güvencesi olmayana neden yeşil kart veriyorsun, kitabı olmayana neden kitap veriyorsun diye kızarken, şehirlerine yapılan metroya, İstanbul boğazına yapılan tüp geçide, hızlı trene, lüks arabaları için yapılan otobanlara sesleri çıkmaz, çünkü onlar için bunlar daha önceliklidir.
Kendi çocukları kaloriferli evlerde oturup, okullarda, okuyup, dershanelere gidecekler ki, yoksulun soğuk evlerde üşüyen çocuğuyla ÖSYM de yarışırken bir adım önde başlasınlar, devletteki sıcak folluklara onların çocukları yerleşsin, Şırnak dağlarındaki nöbeti yoksulun çocuğu tutsun, Şehit cenazesi de bu köylere gelsin.
Bu savunmayı yaptığın zaman, sana yapıştıracakları yafta her zaman ellerinde hazırdır, “fakirlik edebiyatı yapma, herkes çalışsın, insanları tembelliğe alıştırıyorlar’’, derler, demesi kolay, çalışsın ama iş nerde? Vatandaşın işi vardı da elinden mi aldılar? Yılların çözülmemiş, biriktirilmiş işsizliğini bir çırpıda çözmek, ağzından halk lafını düşürmeyenlerin, sosyal demokrasi havarilerinin, televizyon önünde ekonomik mucizevî formüller verip, uygulanırsa hemen sorunlar çözülür diyenlerin, dedikleriyle olmuyor maalesef. Dereye su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar
Otuz yıldır İskilip’teyim, bugüne kadar gözlemlediğim, köylüsü kentlisiyle işi yok, yoksulu çok bir memlekettir. Buna rağmen kendi yağıyla kavrulabilen, kanaatkâr bir toplum olduğundan, geçinmeyi çok fazla problem etmeyen, hatta paylaşmayı seven, kendinden daha yoksula yardım etmeyi benimsemiş bir anlayışı vardı. Fakat ne olduysa çevremdeki sohbetlerden anladığım kadarıyla, Devletin yoksula yaptığı yardım buralarda da kıskanılır olmuş.
Bu yardımlar yapılmalıdır, biraz olsun vicdanının sesini dinleyenler bunlara karşı çıkmamalıdır, ister oy avcılığı için de, ne dersen de, insanını aç, açıkta bırakırsan, üşüyen ayak, ateşi de çıkarır, baş da ağrıtır. Bugüne kadar insanca yaşama hakkını sosyal güvence altına alacak kurumlar oluşturamamışsan eğer, bunun gereklerini yerine getirmeye çalışanları da, kıskançlık hezeyanlarıyla suçlamamalısın.
Elbette dileğimiz odur ki, verilen bir ton kömür, bir çuval yiyeceğin, her gün başına kakıldığı, muhannete muhtaç, yoksul insanlarımızın da bir gün bu ülkenin işi olan, karnı tok, sırtı pek fertleri olarak yaşamaya kavuşmalarıdır. Tuzu kuru olanlar bu tenkitleri yaparken, bu insanlarında onurları gururları olduğunu, bir daha düşünsünler lütfen.
Bu yazıyı eğer on yıl önce yazsaydım, hakkımda komünist diye soruşturma açılırdı, bu demokratik ortamı, bu düşünce özgürlüğünü, sağlayanlara minnet duyuyorum, yaşasın Demokrasi, yaşasın düşünce özgürlüğü diyorum.
10 / 01 / 2009
Dr. Osman KURDOĞLU